Buraya her ne yazarsak yazalım kendimizi belli edemeyeceğiz nasılsa. İnternet klişelerine mahal vermeden okuyup duralım birbirimizi işte. Çay sigara da içebiliriz. Olur yani.
May 25th
9:15 PM
Via

fuckyeahdouglasadams:

“Any man who can hitch the length and breadth of the galaxy, rough it, slum it, struggle against terrible odds, win through, and still know where his towel is, is clearly a man to be reckoned with.”

May 16th
10:45 PM
Via
May 13th
1:27 AM

efes one love festival 11 - tumblr buluşması.

May 3rd
10:20 PM

illa sigara içereceğiniz amuğagoyim.

April 29th
3:55 PM

Baharda Yine Geliriz

“Bu berbat şehirde görüp görebileceğiniz en güzel şeyin terk edilmiş bir fabrikanın kara yıkıntısı olması saçma ya da gülünç mü? Değil! İnsana özgü bir yavaşlığı, sakarlığı hatırlatan tek şey bu yıkıntı çünkü.”

April 17th
10:02 PM

wish you were here

Yiğit Özgür’ün bir karikatürü vardı, “Yardım et Allah’ım, çaydan başka hiçbir şey düşünemiyorum!” diye. Bu tür zamanlarda gerçekten de çaydan başka bir şey düşünemiyor insan. Okulda, evde, dışarıda içilen orta demli bir çayın verdiği zevki hiçbir şey veremiyor. Belki bilardo. Hele bir de sigara kullanan bir insansanız ve bu yazıyı okuyorsanız, çoktan yakmışsınızdır sigaranızı. Ben yakamadım zira içeride unutmuşum, bir koşu gidip alacağım şimdi. Çay güzeldir, güzel bir müzikle ya da güzel bir kadınla (ki ikisi de eşsizdir) Beşiktaş sahilinde içilmesi daha bir makbuldür. Yalnız çiçek satan ablalara karşı sabırlı olun, sessiz durun. Çömelirseniz bir şey yapmıyorlar.

10:01 PM

fakültatif

Hiçbir şey yazasım gelmiyor ama bir o kadar da yazmak istiyorum. Tezatlık hakim şu anki ruh halime. Yazmaya başlasam, siliyorum, tekrar başlıyorum bir şeylere. Onları da siliyorum sonra. Belki bilgisayara yazdığım için böyledir deyip, kalem kağıda sarıldım fakat onlar da bir fayda etmedi. Hikaye yazmaya çalıştım, olmadı. Orhan Veli’nin güzel bir şiiri geldi aklıma;

” Dün fena sıkıldım akşama kadar

  İki paket cigara bana mısın demedi

  Yazı yazacak oldum, sarmadı

  Keman çaldım ömrümde ilk defa

  Dolaştım

  Tavla oynayanları seyrettim

  Bir şarkıyı başka makamla söyledim

  Sinek tuttum bir kibrit kutusu

  Allah kahretsin, en sonunda

  Kalktım buraya geldim”

demiş Orhan Veli vakti zamanında. Hiçbir şey değişmemiş demek ki, hep aynı sıkıntı o yıllardan beri.

10:00 PM

Boboşov

Erotik Gece Hikayeleri (Bildiğin Apartılmış Salt Saçma Hikaye) - BASSH

Tekrar Düşününce

“Göz göze geldik ilk defa, o akşam, o barda. Yavaşça yanına sokuldum. Adeta bir Otisabi edasıyla barmene işaret yapıp bize iki ellilik getirmesini rica ettim. İki tane 50 TL getirince biraz bozuldum fakat isteğimi tekrarlayınca bira arzuladığımı anladı. “Merhaba güzel kız, size bir bira ısmarlayabilir miyim?” diye usulca sordum. Bana önündeki bira bardağını gösterdi. Yavaş ama estetik bir hareketle birayı yere döktüm. “Artık bir biranız yok.” dedim sırıtarak. Bir yandan da döktüğüm biranın erkek arkadaşına ait olmasından korkuyordum. Fakat güzel kız bundan hoşlanmıştı. Uzun bakışmalar ve imalı hareketlerle birbirimizi hangimizin yatak odasında ağırlayacağımızı düşünüyorduk. Benimki olmazdı, ev arkadaşım Serhat’ın Konya’dan misafirleri gelmişti. Geriye tek bir şans kalıyordu, o da kızın evi. Artık hormonlarımız dışarı fışkıracak durumdaydı. Hesabı istedim, zerre bahşiş bırakmadan oradan ayrıldım çünkü bahşiş verseydim kondom alacak param kalmayacaktı. Ve henüz baba olmak istemiyordum. Taksiye bindik, taksiciye “10 TL var hacı Gülbağ’a kadar götürür müsün?” diye sordum. Homurtuyla karışık bir cevap verdi ve yola koyulduk. Arada birbirimizin boynunu emiyor, saçlarını karıştırıyor, kulaklarını ısırıyorduk. Bir ara burun da işin içine girdi fakat iyice iğrençleşmeden bıraktık. Yanakları pembeleşmişti. Evine yaklaştığımızı, burada insek daha güzel olacağını söyledi. Taksiciye parasını verdim, tekrar bir homurtu ve arabanın lastik gıcırtısı duyuldu. Gece karanlığında birbirimizi yokluyor, sokak kedilerinin şahitliğinde öpüşüyorduk. Evi ikinci kattaydı, ikinci kata kadar onu yeni bir gelin gibi kucağımda taşıdım. Kapıyı açtı. Vücudunu duvara yapıştırdım, biraz daha öpüştükten sonra yatak odasına doğru ilerledik. Soyunmaya başladı. Teni pürüzsüz bir sanat eseriydi adeta. Rönesans dönemi heykeli gibiydi. Fakat birden donup kaldım. Sustum. Sadece izledim. Benim hareketsiz kaldığımı görünce şehvetle “Ne oldu tatlım?” diye sordu.

Aklıma yeni gelmişti. Altımda annemin ördüğü içlik vardı. Aman Allahım, nasıl bir gaflete düşmüştüm ben? Anneme ve içliğe çok ayıp olmuştu. Kapıyı çarptım, hızla binayı terk ettim. O günden sonra alkole tövbe ettim. Çok çalıştım. Kendime değil, milletime ve devletime hizmet ederek, İçişleri Bakanı oldum. Seks hayatım daha düzenli oldu. Artık eşim Lamia ile sadece çocuk yapmak için sevişiyoruz. Allah ibret yolundan kimseyi ayırmasın.” – İdris Naim Şahin

April 10th
12:35 PM

“Bir ev inşa edeceğim, hem senin hem de benim için. Kuş sesleri olacak ama insansız bir güne açacağız gözlerimizi. Kalabalıktan uzak, çılgınlık dışarıda, herkes konuşurken oturduğun arkalıksız sandalye uzakta kalacak. Kalemlerin bozulmadığı, yazı yazılabilecek boş kağıtların olduğu bir ev inşa edeceğim sana. Kitap okuyup, sevdiğimiz müzikleri dinleyip saatlerce oturacağız. Sonuçta, “İnsan güzel bir kitap okuduğu yerden nasıl ayrılabilir?

March 15th
8:47 PM

koptu kervan

O kadar kopmuşuz ki yaşamdan, etrafımızdaki farklılıklara düşmanca yaklaşıyoruz. Duyduğumuz başka bir ses, başka bir dilden ise onu toplumdan farklılaştırıp, düşman belliyoruz. Sokaktan geçiyoruz, gördüğümüz kara tenli bir insan sanki bambaşka bir evrenden gelmiş gibi gözüküyor gözümüze. Arapça konuşan turistleri duyuyoruz, İngilizce konuşan, Rusça, Hintçe konuşan. Duymamazlıktan geliyor, onları başkalaştırmaya devam ediyoruz. Hatta kendi vatanımızdan çıkan sesler bile inanılmaz uzak ve gürültülü geliyor bizlere. Lazcayı hiç duymamışız, Kürtçeyi duyuyoruz da siyasetle bağdaştırıyoruz, Gürcüce dünyanın öbür ucundan gelen bir gemi gibi. Bir zamanlar beraber yaşadığımız kardeşlerimizin dilini bile garip bir havayla karşılıyoruz. Oysaki ne güzel dillerdir Ermenice ve Yunanca! Ama bir yandan da düşünüyoruz, “Mutlaka ve mutlaka, hala her milleti, her dili, her kültürü saygıyla karşılayan, değer veren insanlar vardır.” diye.  Ne mutlu ki bizlere, yanlış da düşünmüyoruz.
Koptu Kervan bu düşüncemizi  doğrulayan nadir müzik gruplardan. Sınırları olmayan bir grup. Her dilden, her renkten tınıları kulaklarınıza ulaşıyor ve sizi oldukça mutlu ediyor. Beyoğlu’nda Adalar’da, İzmir’de, Antalya’da, Türkiye’nin her köşesinde karşınıza çıkabilecek bir grup ayrıca. Bir sokakta yalnız başınıza kaldığınızı hissederken, bir yerlerden seslerini duyabilirsiniz mutlaka. Çoğunlukla sokak müzisyeni olarak sıfatlandırılsalar da, iyi niyet elçileri aslında Koptu Kervan üyeleri. Her şeyden bir sonuç ve düşmanlığın çıkarılabileceği bir dünyada, eski yaşamlardan kalmış nadir insanlar bunlar. Müziklerini sokakta icra etseler de, kendileri gibi düşünen insanların ulaşabilmeleri için CD’lerini ve albüm linklerini çeşitli yerlerden paylaşıyorlar. Çok da iyi yapıyorlar bizce.
Kendilerine Beyoğlu’nda, herhangi bir gün, herhangi bir saat rastlayabilirsiniz ama rastlayamayanlar, imkanı olmayanlar için o güzel müziklerini paylaşalım istiyoruz. Mahrum kalmayın bu güzel müzik şöleninden.